Hiç İşte..

Post

Kendimle saklambaç oynadığım yerlerin kuytularına bıraktım kendimi..Bıraktığım yerde dilsiz adamlarla sohbet ettim. Gözlerimi işitmelerini duydum . Yakın gelecek ve uzak geçmişin sınırında bir yerlerde üstü açık bir kuyunun içindeki girdabın sesiyle irkilene kadar kendimi kaybettim.

Seviştiğim yerlerde biriken günahları temizlemek için uğraş verirken günah kalıntılarından yeni bir günah yarattım kendime. Etrafı ince bir zarla çevrili savunmasız günahımın içime girmesini bekledim bir orospu şehvetiyle baştan çıkarmaya uğraştığım saliselerde. Günahımdan doğurduğum çocuk değil kendimdi. Doğurduğumda kendimi gördüm, kendimi doğurdum. İçimdeki ıslaklığı hissettiğim anda doğurdum kendimi..

Parmaksız yalanlarıma eldiven diktim , çatısız evimin çatısına çıktım, bir ters bir düz yattım yatağımda. Günahımı büyüttüm, boyumu aşırdım, kocaman yaptım. Günahlarımla büyüttüm günahımı, kendimi. Büyürken kendimi gördüm, ona her baktığımda gördüğüm gibi…

Yazdığı yazının sonunu getiremeyen Aes Sedai bildirdi..

— 1 year ago

Odaklan

Hızlı adımlarla geliyorum eve… Kapının eşiğinden attığım ilk adımla beraber yavaşlayabiliyor adımlarım nihayet. En güvenli sığınağa gelmenin telaşsızlığı. Anahtarımı kapının hemen yanındaki kenarları kristal minik boncuklarla kaplı varak kasenin içine atıveriyorum. İsabet ettirip ettiremediğime bile bakmadan mutfağa doğru yol alıyorum. Aklımda bitki çayı içmek var fakat yarım saat öncesinde içtiğim türk kahvesinin tadının damağımı terk etmesini istemiyorum şimdilik. Zaten ellerim bu kadar titrerken nasıl bitki çayı içmeyi düşünüyorum onu da anlamış değilim…Zamanı değil…Şimdide kapı çalmaya başladı. Tanrım olamaz, bu kadar kısa sürede? Burayı nasıl buldular?  Hızlı düşünmeliyim derken sadece hızlı düşünmem gerektiğini düşündüğümü fark ediyorum. Vakit kaybı…Kapı tekmelenmeye başladı. Eve girerken çok dikkatli davranmıştım, arkama, sağıma, soluma hatta tekrar sağıma bile bakmıştım. Olmaması gereken olacaktı, ama olmamalıydı. Yangın merdiveni! Pek yangında kaçmaya yaramaz zaten şu yangın merdivenleri sadece kaçmaya yarar. Kaçmalıyım. Ahşap pencerenin kilidini açıp yukarıya doğru kaldırıp, ince ve atletik vücudumun tüm kıvraklığını kullanarak tek hamlede çıkıveriyorum pencereden. Hızlı ama aynı zamanda yavaş olmalıyım. Nasıl olacaksa. Beynim bulandı. Kaç işte kaç, hızlı ya da yavaş kaçmaya odaklan. Odaklanamıyorum. Kıvrak bir vücut kadar, kıvrak bir beyine de sahiptim oysaki. Vücut kısmıyla olan işi hallettim, beyinde tıkanıp kaldım, kullanamıyorum. Beynimin kullanma kılavuzunun sayfalarını karıştırırken bir yandan da hızlı hızlı iniyordum merdivenleri farkında olmadan. Şükür, aşağıdayım. Sağım sarımsak, solum soğan. Solum sarımsak, sağım soğan mıydı yoksa. Git işte bir tarafa lanet olası kadın, ne sarımsağı soğanı. Kalbimin olduğu taraf ne tarafsa o taraftaki sokağa girdim çabucak. Ortalıkta kimsecikler yoktu. Hızlı adımlarla bir sokaktan diğerine geçerek, en kuytu yerlere girip çıkarak izimi kaybettirdiğimi umuyorum. Peki şimdi ne olacak? Sokak lambalarından bile korkar hale geldim, gitmeliyim..Ama önce cebimdekini kontrol etmem lazım. Ahh inanılmaz görünüyor. Değerdi be, şunun için yapmaya değerdi. Mendilin içine sarıp sarmalayıp, en ufak bir zarar gelmesinden korkarak tekrar cebimin en derin yerine yerleştirdim. Gitme vakti. Bana birkaç gün için kalacak güvenli bir yer lazım. Ama nereye ?? Tabii ya bana ondan başkası yardım edemez, nasıl daha önce aklıma gelmedi. Aklıma ne geldi ki o gelsin..saçma..

Tık tık tık… Hadi amaa …tık tık tık…ohh şükürler olsun buradasın. Bırak bana şaşkın şaşkın bakmayı, yardıma ihtiyacım var…

Küçücük bir oda. Etrafta küf kokusu hakim, yorgan naftalin kokuyor ve etrafta kaçışan birkaç böcek dışında uyumaya elverişli tek yer şimdilik burası. Uyumaya çalışmalıyım, nasıl yapabileceksem. Beni burada bulamazlar nasıl olsa ! Di mi? 

 

Sabaha kadar uyku girmeyen gözlerimle ne kadar çirkin görünüyorum. Hatırlaaa, değer mi, değer, gülümse, az kaldı, başaracaksın, her şeye yeniden başlayacaksın, satacaksın anasını dünyanın be var mı ötesi. Odaklan…

Pasaport işlerimi halletmenin bir yolunu bulmalıyım. Sokağa attım kendimi yine, bir bahçeden bir etek bulsam kafidir. Beni etekle kim görse tanıyamaz, bugüne kadar giymişliğim yoktur! Eve gelip, paranoyaklığımı soyunup bulduğum eteği giydim. Biraz bol oldu ama neyse, şapkayı da bulmam yanıma kar kaldı. Sakince tekrar sokağa adım attım. Kafam önümde usulca yürümeye başladım. Ayakkabı tamircisini geçince ikiye ayrılan sokaktan aşağı doğru inenini tercih ettim. Merkeze buradan gidiliyordu, hatırladım. 

Hayır, karşımda duran bu adam…Olamaz….Çok az kalmıştı..Başaracaktım…

Yine çok sıkıldığı bir an’da roman yazmaya niyetlenen aes-sedai bildirdi..

— 2 years ago

Bir Kadının Gidişi

 

Kadının gidişi öyle kolay değildi , bir erkeğin gidişi gibi gürültülü de değildi .Kadın gitmeye karar verdi ve gidişinin çok sessiz olmasını istedi.Kavga gürültü olsun istemedi.Belkide kavga gürültüden yorulduğu için gitmeyi seçti ve bari gidişinin sessiz sakin olmasını diledi.

 Ve kadın susarak gitti…

İlişkisini kurtarmak adına nefesini harcamıştı çünkü çoğu zaman. Bunun adına ‘’vıdı vıdı ‘’ denmişti belkide onun duymayacağı yerlerde. Oysaki kurtarmak istemişti , belkide bir bitiş istemediği için konuşabilmeyi başarmak istemişti bir zamanlar sevdiğim adam dediği şimdinin yabancısıyla.

 Ve  kadın ağlayarak gitti…

Kimse görmedi ama gözyaşlarını , çünkü giderken ağlamıyordu. çoktan ağlamıştı ve çoktan gitmişti aslında. Giderken bir beden vardı görünen ,oysaki ruhu çoktan bavullarını toplayıp terk etmişti adamı.

 Ve  kadın fahişe gibi gitti…

Gitmeye çoktan karar verdiği için sevişmek istemiyordu aslında yabancıyla. Bunu bir görev gibi yerine getiriyordu yada tatsızlık olmasın ,kavga çıkmasın diye o da istiyormuş gibi yapıyordu.Oysaki adam bilmiyordu, kadının gözlerini kapayıp belkide dişlerini sıkarak vazifesini yaptığını. Kadın kendini son zamanlarda bir fahişe gibi hissettiği için bir fahişe gibi gitti.

 Ve kadın körelerek gitti…

Yıllarını harcamıştı , en sevdiği uğraşlardan bile vazgeçmişti sevdiği adam uğruna. Ev kadını olmuştu , yemek yapmayı ,resim yapmaya tercih etmişti erkeğinin kalbine giden yolda kaybolmamak için. Onun için yapmıştı bu tercihleri. Şimdi eline bir karakalem aldığında resim yapmak ona o kadar uzak geliyordu ki . Çünkü körelmişti…

 Ve kadın endişeleriyle gitti…

Öyle sevmiştiki bir zamanlar o adamı , ayrılırken bile içi sızlıyordu .’’Çamaşırlarını nasıl yıkayacak ,yemeğini nasıl yapacak ? ‘’ Giderken bile bunlar için endişelenerek gitti. Bir kalemde silip atamazdı nede olsa. En güzel yıllarını vermişti ,sevmişti …giderken tabiî ki düşünecekti bunları .

 Ve kadın yorgun gitti…

Onu yoran ev işleri vs değildi , düşünmekti. İki kişinin yerine düşünmekti. Adamın düşünemediği şeyleri düşünmekten yorulmuştu . Düşlemekten yorulmuştu birde. Yapmak isteyip de yapamadığı o kadar çok şey vardı ki..

 Ve kadın adam gibi gitti…

Kendini kadın gibi hissetmeyeli yıllar olmuştu. Hissedemiyordu , bir buket çiçek ,mum ışıkları bir kenara , adam ,sevişmeye bile ‘’ hadi sevişelim ‘’ şeklinde karar verip direk yatağa gidiyordu. Aşk yoktu çünkü ,kalmamıştı. İlk zamanlar böylemiydi.

 Ve kadın aşkla gitti…

Ona kendini yeniden kadın gibi hissettiren bir başka adam çıkmıştı karşısına. Tanrım bu heyecan , evet tanıyordu bu heyecanı . Kocasıyla tanıştığı zamanki heyecandı bu. Adı her neyse, bu oydu ,tanıdıktı,çok güzeldi .Yaşanılacaktı , yaşaması gerekiyordu,çünkü çok özlemişti.

 Ve kadın suçlanarak gitti…

O kocasını aldatan bir kadındı . Bir fahişeydi herkesin dilinde. Oysaki kimse bilmiyordu o aslında kocasıyla beraberken bir fahişeydi…

evliliğin kutsal bir müessese olduğuna inanmayan aes-sedai bildirdi..

— 2 years ago

Dostluğun Mağlubiyeti

Güzel bir geceden çıkıp güzel bir sabaha uyandım. Çok sevdiğim bir dostla görüşmek vardı günlük planlarım arasında. Kısa bir telefon trafiğinden sonra alelacele hazırlanıp çıktım evden. Buluşacağımız yere gittim geç kalmanın verdiği paniğimle beraber. Oldum olası sevmem beklemeyi de bekletmeyi de. İlk işimiz hemen kahvaltı yapabileceğimiz bir yer aramak oldu. Fazla aramadan herhangi bir yere oturduk. İçine ekstradan domates koydurulmuş karışık tostlarımızı yerken ve sıcacık çaylarımızı içerken başladık sohbet etmeye. Ben anlatıyordum, o susuyordu. O anlatıyordu, ben susuyordum. Kimi anlarda ikimiz birden anlatıyorduk, ikimiz birden susuyorduk. Anlatacağımız o kadar çok şey oluyordu ki her seferinde birbirimize. Ardı ardına içilen çaylardan ve sohbetten sonra sahilde biraz yürümeye karar verdik. Usulca kalktık sandalyelerimizden,  ağır adımlarla yürümeye başladık. Hava puslu, hafiften yağmur yağıyor, karşımızda adalar, ve şiddetli bir lodos. Aldırış etmedik. Çok eğleniyorduk. Bu eğlencemize çiçekçi bir kadın ortak oldu. Bu havada, sahilde bir kadın ve bir erkek yürüyorsa sevgilidir kesin bunlar diyerek yanaştı yanımıza.

-Abe alasın sevdiceğine bir çiçek

-Haha o benim abim abla maalesef iç çıkmaz sana bizden.

-Benim kocamda abimdi be abla

-Hahaha bak sen güzel konuştun valla ne diyeyim

-Ablam doğruyu söyle gerçekten abinmi

-Yok yok sadece arkadaşım

-Bu adam sana aşık ben sana söyleyeyim

-Yok be abla olurmu öyle şey

-Aha bende söylüyorum sana bunu

-Hahahaha bişey söylesene be adam

-?????????????

-Ablam bari veresin bir 50 kuruş

-Al abla al çok güldürdün valla bizi

-Seni bir daha görürsem abla burada söz sana 14 tane çiçek vereceğim hediye

-Saol ablacım benim için sadece dua et yeter!

Tüm bu çiçekçi kadınla geçen konuşma sırasında o tek laf etmemiş sadece gülümsemişti. Bir tuhaflık vardı. Benim tüm rahatlığım aniden yerini tedirginliğe bıraktı. Durup önce gözlerime baktı, gözlerine baktım. Aniden dudağıma küçük bir öpücük kondurmaya yeltendi, o yeltenişle kalakaldı karşımda. Tüm büyü bozulmuştu. Kurbağa prense değil de, prens kurbağaya dönüşmüştü bir anda. Bir kadın ve bir erkek, biri dost biri aşık. Dostluk yalan oldu aşkın gerçekliği karşısında. Tüm paylaştıklarım, tüm değerlerim, tüm samimiyetim ve tüm içten gülüşlerim tepemizdeki kara bulutların arkasına kaçıştılar. Çiçekçi kadını dövesim geldi sanki onun bir suçu varmış gibi. Tek yaptığı eşeğin aklına karpuz kabuğu getirmiş olmasıydı…

Çok sevdiği dostuyla görüşeceği için sabah mutlu şekilde uyanan ben, bir daha onu görmemek için duygularının kaçtığı yere kaçmış olmayı dileyen yine ben.

Aşka mı lanet etsem, dostluğa mı bilemedim. Bildiğim tek şey, bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağıydı…Değer miydi?

aşk veya dostluk arasında tercih yapmak zorunda kalan aes-sedai bildirdi..

— 2 years ago

Güneş Bile Gölgede Kaldı..

Kaldıramadığım yükler var omuzlarımda. Salkım tanesi ümitler, sararmış gibi, ağır geliyor, kaçamıyorum. Yalnızlığım, bağ bozumu sevdalarla dolu. Düşlerim yaralı, neden biçare dertler? Sancı veriyor, alışık değil miydim ben oysa?

Yıkılmıyordum, sadece küçük sarsıntılardı yaşadığım. Şimdi enkaz altında kalmak…Asla olmaz dediğim oluyor bana neden? Yaşlanıyor muyum, yaşamıyor muyum? Tutunamıyorum, kurtulamıyorum bir çırpıda artık. Benliğim yumruk yemiş gibi. Hayattan kaçarcasına koşmak istiyorum. ..

Derme çatma aşklar yaşadım, kırık dökük sevdalar geçti yüreğimden. Üşüdüm, örtünemedim. Karanlıkları geçirdim üzerime. Ağır geldi yıldızların yoğunluğu. Çıplaklığımı istedim, yalınlığımı özledim. Yok muydu güzellikler özgeçmişimde?  Hep mutsuzluktan mı sabıkalıydım? Hayır…Ama güzellikleri hatırladığım kadar anlatamıyorum.

Suçluyum…Mutluluğuma sahiplenip, hüzünlerimi tutsak edemedim ben. Bulutlu havalarda yaşadım hep aşklarımı. O yüzden nemlidir hep gözlerim. Söyleyemediklerim yüzündendi hep pişmanlıklarım, pişman olduğumu söyleyememekti bendeki.

Uyanmak için uyuduğum akşamlar oldu. Uyandığımda tekrar başlamak içindi heyecanım. Ben, güneşli havalarda kurutmak istedim yüreğimi, ama o kadar ıslaktım ki, güneş bile gölgede kaldı…


sık sık hüzünlenebilen aes-sedai bildirdi

— 2 years ago

Öfff ne sıkıcı bir gün. Daha öncede bir yerde bahsetmiştim. Çok  sıkıldığımda kendimi hep yeni bir şeylerle uğraşırken bulurum diye. Sıkılmak benim keşfetmeme yardımcı oluyor. Arada bir sıkılmayı  seviyorum. O anlardan birini yaşıyorum işte şu dakikalarda. Bulduğum şey  ise burası oldu. Ne yazayım ki ben buraya şimdi. Kimse beni tanımaz  etmez, ne yazarsam yazayım onu okuyacaksınız. Burası da benden nasibini  alsında otursun oturduğu yerde. Kimbilir kaç yer var böyle yazıp yazıp  unutmaya yüz tuttuğum. Ne yapayım anlık saçmalamaları seviyorum. Ne  yazsam diye düşünmeden, şu anda içimden ne geliyorsa onu söylemek  istiyorum.Aslında benden sizene ki? Yine sıkıldım, yeter mi?

durup durup sıkılabilme yeteneğine sahip olan aes-sedai bildirdi

Öfff ne sıkıcı bir gün. Daha öncede bir yerde bahsetmiştim. Çok sıkıldığımda kendimi hep yeni bir şeylerle uğraşırken bulurum diye. Sıkılmak benim keşfetmeme yardımcı oluyor. Arada bir sıkılmayı seviyorum. O anlardan birini yaşıyorum işte şu dakikalarda. Bulduğum şey ise burası oldu. Ne yazayım ki ben buraya şimdi. Kimse beni tanımaz etmez, ne yazarsam yazayım onu okuyacaksınız. Burası da benden nasibini alsında otursun oturduğu yerde. Kimbilir kaç yer var böyle yazıp yazıp unutmaya yüz tuttuğum. Ne yapayım anlık saçmalamaları seviyorum. Ne yazsam diye düşünmeden, şu anda içimden ne geliyorsa onu söylemek istiyorum.Aslında benden sizene ki? Yine sıkıldım, yeter mi?

durup durup sıkılabilme yeteneğine sahip olan aes-sedai bildirdi

— 2 years ago

...

Stuff I like

See more stuff I like
Comments

Hiç İşte..

    ... ... ... ... ... ...